|
Tekir
Guest
|
 |
« on: May 17, 2008, 05:23:32 PM » |
|
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı
Gençlerin ve Türk Ulusunun bayramını kutluyorum.Söylemek istediklerimi aşağıda okuyacağınız yazı güzel ifade ediyor.
19 Mayıs’ta Atatürk gibi düşünebilmek...Prof. Dr. Suna KİLİ (Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi)
Ulusların geçmişinde, onların yazgısını değiştiren, yarınlarını aydınlatan, toplumu bütünüyle kavrayıp köklü bir değişmeye, gelişmeye, yeni bir yapıya, yeni bir oluşuma iten tarihler vardır. Böylesine tarihler başlangıçta kuşkusuz koparılmış bir takvim yaprağından farksızdır. Bu tarihler, eğer bir büyük geleceğin, bir büyük devrimin ilk adımı, başlangıcı olabilmek mutluluğuna ererse kutsallaşır, ölümsüzleşir. Başlangıçları sonsuzlaştıran, başlangıçları unutulmaz yapan, başlangıçları yücelten, o başlangıçlardan doğan geleceğin aydınlığı, yaratıcılığı, üretkenliği ve sürekliliğidir. 19 Mayıs 1919 böyle bir başlangıçtır, böyle bir ilk adımdır. Ulusların geçmişinde bulanık, tipili, fırtınalı, karanlık dönemler vardır; yol bulmak, iz seçmek, aydınlığa çıkmak olanaksız görülür o günlerde. Çoğunluk bir kısır döngü içindedir, el yordamıyla el yardımıyla karanlıktan sıyrılacağını sanır, tutunacak dal arar, bulamaz; buldu sandığı dallar, yardım edici sandığı eller yaban ellerdir, hain ellerdir, düşman ellerdir. Böylesine günlerde kimiler kurtuluşu düşmanla birleşmekte, kimiler bir büyük devletin koruyuculuğunda, kimiler parçalanıp bölük, pörçük bölgesel direnme örgütleri oluşturmakta, sözde devletçikler yaratmakta görürler. 19 Mayıs 1919, böyle bir karanlık dönemden seçilmiş aydınlık bir tarihtir. Ulusların geçmişinde yöneticiler, komutanlar, devlet adamları vardır. Gelirler, çalışırlar, yönetirler, ordulara komuta ederler, savaşırlar, kazanırlar, yenilirler, yenerler ve sonunda göçüp giderler. Devlet adamlarını, yöneticileri, komutanları ölümsüzleştiren, büyük önder yapan, ulusların tarihine, yazgısına damgasını vurduran, uluslarıyla, tarihleriyle bütünleştiren, özdeşleştiren onların atılımcı, bütünleştirici, birleştirici, yol gösterici, ışık tutucu, aydınlatıcı, ulusçu, devrimci kafaları ve yapılarıdır. Mustafa Kemal Atatürk böyle bir önderdir.
Çağını Bilmek...
Büyük önderlerin başarılarında en büyük etken akılcı oluşlarıdır. Başarılı, devrimci önder, kime, kimlere karşı, niçin, hangi amaçla savaştığını, kullanacağı savaş araçlarını, taktiğini, stratejisini; içinde bulunduğu toplumsal yapıyı, o yapıyı oluşturan ekonomik, kültürel, siyasal, tinsel, etnik, sınıfsal etkinlikleri, savaşacağı güçleri, onların çıkar, denge ve hesaplarını; ulusunun özelliklerini, kadrosunda yer alanların karakterlerini, yeteneklerini, inançlarını, dayanma güçlerini en iyi tanıyan ve tüm bunların üstünde başlangıçtan amaca ulaşacağı süreçte neyi, ne zaman, nasıl, ne kadar yapabileceğini en iyi hesaplayan, planlayan ve tüm savaşım boyunca ulusunun güvencesini, inancasını her geçen gün biraz daha önderliğinde yoğunlaştıran kişidir. Mustafa Kemal, böyle bir akılcı önderdir. Ulusların geçmişinde savaşlar vardır, bazıları yenilgi, bazıları yengiyle sonuçlanan savaşlar. Bazılarında ülke topraklarından topraklar kopar gider, bazılarında ülke toprak kazanır, sınırlar genişler; bazıları ulusların sınırlarını haritalardan silip götürür. Bunlar dar kapsamlı, dar amaçlı savaşlardır. Savaşları, ulusal kurtuluş hareketine dönüştüren, o savaşların, geri kalmışlığı, sömürüyü, bağımlılığı kırma, yok etme, toplumu tümüyle geliştirme, tam bağımsızlaştırma, çağdaşlaştırma ve demokratikleştirme amacıyla başlatılması ve sonuçlandırmasıdır. 19 Mayıs 1919’la başlayan Türk bağımsızlık hareketi böyle bir savaştır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün, bağımsızlık savaşını, bu savaşın niçin yapıldığını, hangi amaca yönelik olduğunu anlatan Nutuk’u ‘1919 yılı mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım’(1) tümcesiyle başlar. ‘Daha İstanbul’a çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamasına başladığımız karar’ olarak da belirlediği amaç ‘Ulusal egemenliğe dayalı, koşulu olmadan bağımsız bir Türk devleti kurmaktı’ (2). ‘Bu kararın dayandığı en güçlü düşünce ve mantık, Türk ulusunun haysiyetli ve onurlu bir ulus olarak yaşaması’ temelidir. ‘Bu da ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla elde edilebilecek’ti. ‘Üstlenilen görevin asıl ruhu, tam bağımsızlık’tı. ‘Tam bağımsızlık, mali, iktisadi, adli, askeri ve bunlar gibi her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demekti.’ Bu sayılanların ‘herhangi birinde bağımsızlıktan yoksun olma ulus ve ülkenin gerçek anlamında bütün bağımsızlığından yoksun olması demek’ti. (3) Bu karar ve düşünce ile Atatürk, ‘Ulusunun vicdanında ve geleceğinde duyduğu büyük gelişim yetkisini, bir ulusal giz gibi vicdanında taşıyacak, azar azar, ‘aşama aşama tüm toplumumuza uygulatmak zorunda’ kalacaktı. (4) Günümüzde toplumbilimcilerin, siyasal bilimcilerin uğraş alanlarının, konularının en önemlilerinden biri geri kalmışlığı inceleme, bunun bulgularını saptama ve toplumsal değişmeyi, çağdaşlaşmayı, bu sürecin hangi aşamalardan geçerek gerçekleştiğini araştırmaktır. Atatürk kuşkusuz bir toplumbilimci değildi fakat akılcı bir önderdi. Uulsunun, ülkesinin yapısını tümüyle kavramıştı, dünya koşullarını, bu koşulları yaratan uluslar arası ilişki ve çelişkileri iyi biliyordu. Ulusçuydu; başlattığı savaş, bir kurtuluş savaşıydı. Bu savaşın sonunda kurulacak devlet; ülkesi, ulusu ve toplumunun tüm bireyleriyle sömürülmekten kurtulmuş, bütünüyle bağımsız bir devlet olacaktı. Toplumda demokratik, laik, ulusal bir kültür gelişecekti. Ve toplum, onun bireyleri yaşam boyu ‘akıl’ı, ‘bilim’i yol gösterici olarak bilecek, ona göre hareket edecekti. Sırf yüceltmek için değil, ama bir gerçeği, günümüzde bilimsel açıdan aydınlığa kavuşan, kurumlaşan bir gerçeği belirlemek amacıyla söylüyoruz: Atatürk toplumbilimcilerin daha yenilerde saptayabildiği geri kalmışlık yaşantısının ögelerini, bağlantılarını, bu geri kalmışlıktan kurtulmanın nasıl, hangi yollardan geçerek gerçekleşebileceğini,; gerçekleştiğinin sanıldığı dönemlerde ise hangi kapıların aralanılarak geliştirilebilecek yeni bir sömürgecilik anlayışıyla yeni bağımlılıklar yaratılabileceğini sezgileyen, söyleyen, daha savaşımın başında bunlara gününün, sonraki kuşakların dikkatini çeken büyük bir önderdir.
Atatürk gibi...
Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın ilk adımının 19 Mayıs 1919’un bugünkü yıldönümünde devleti, siyasal partileri, sendikaları, dernekleri, tüm örgütleri yönetenlerimizle, bilim adamlarımızla, kadınımızla, erkeğimizle, yaşlımızla, gencimizle, tüm toplumumuzla Atatürk’e dönmek, Onun gibi düşünmek zorundayız. Atatürk; düşüncesi, öğretisi ve uygulamasıyla kendini dogmalara bağlayan, gelecek kuşakların o dogmalar demeti içinde ideolojik bir eğitimle yetiştirilmesini isteyen bir önder değildir. Yol gösterici olarak dogmaları değil, ‘akıl’ı, ‘bilim’i önermiştir. Atatürk cumhuriyetçidir, ulusçudur, halkçıdır, devletçidir, laiktir ama tüm bunların sonunda devrimcidir; insancıldır. Onun için At atürk’e dönmek, Atatürk gibi düşünmek dogmacılık değildir. Atatürk gibi düşünmek devletimizle, ulusumuzla, toplumumuzla ve toplumumuzun tüm bireyleriyle bağımsız, çağdaş, ulusal, devrimci olmaktır
19 Mayıs 1919 ( Kurtuluş Destanından)
Gözlerinin mavisi buğulanmıştı Geleceği düşünmenin sisinden Kalın kaşlarının arasındaki iki çizgi Derinleşmişti kederinden Altın sarısı saçları darmadağınıktı Belli ki uykuları haram etmişti kendine Bir çare arıyordu biçare Kesmişti ümidini Babı-âli’den
Anadolu hey koca Anadolu Dört bir yandan kuşatılmış Elleri ayakları bağlanmış bir aslan gibi Debeleniyordu çaresiz Küçük küçük çakan kıvılcımlar Yetmiyordu o ateşi tutuşturmaya
Galata rıhtımı küçük bir sandalla uğurladı önce onu Törensiz uğurlamasız sessizce, Ne mendil sallayanı vardı, ne gözyaşı dökeni Buğulu bir 16 Mayıs sabahında, Daha adımını atar atmaz İngiliz aradı onu Kız kulesi açıklarında, didik didik Gariban Bandırma Vapurunda
On sekiz aslandılar o küçücük vapurda On dokuzuncu kolordu kurmayında Kaptan İsmail Hakkı (Durusu) çaresiz Herkes suskun, herkes tedirgin herkes beklemekte, Çünkü kimse ne olduğunu bilememekte. Sonra… Sonra Yol aldılar boğazın sularından Karadeniz’e
Fırtınalıydı Karadeniz, geri dönmek gerekirdi belki Ya da inatla savaşıp başarmak. Ama yıkık dökük bir gemicik gemi denilirse eğer Koca koca dalgalarla boğuşuyordu çaresiz Bir fındıkkabuğu gibi bir ileri bir geri Korkutuyordu hepten içerisindekileri
Üç koca gün oldu yola koyulalı, Biliyordu sanki doğacak güneşi, Biliyordu sanki Bir yanda İngiliz bir yanda denizin oyunları Sivas üzerinden mi, direkt Samsun’a mı çıkmalıydılar Bir yanda Sultan Vahdettin’in sözleri kulaklarında Mustafa Kemal’in “Paşa, Paşa devleti kurtarabilirsin.” İçini bir şüphe kaplamıştı Düşünüyordu gözlerini kısarak “Bu son sözlerden hayrete düştüm. Acaba Vahdettin benimle samimi mi konuşuyor? “ Kim şüphelenmezdi ki, Çünkü bu sözler “Memalik-i Osmaniye-i Sultani”nin
19 Mayıs 1919 sabahıydı saat altıydı ve Güneş Samsun limanından doğuyordu Anadolu’ya Güneşlerin en güzeli, en sıcağı en aydınlığı Biliyordu Anadolu insanı destanlar yaratmış kahramanı Biliyordu Çanakkale’yi geçilmez yapan Komutanı Tereddüt etmedi onu bağrına basmakta Kusur etmedi hiç o misafiri ağırlamakta Komşularda gelmişti bir bir Sivas’tan, Ordu’dan Trabzon’dan, Giresun’dan Hatta bir cümle etraftan..
Bu gün benim doğum günümdür’ demişti Bu gün güneşin en güzel doğduğu gündür Bu gün eli kolu bağlı aslanın hürriyetine kavuşacağı gündür Bu gün hürriyete ve demokrasiye adım attığım gündür Bu gün emperyalizme tokat attığım gündür, Ne mutlu bu güne…
(Kurtuluş Savaşı Destanı)
|